Bir lahmacuncu da oturuyorum
Sıkıntılıyım, param yok gidecek meyhaneye
Acıyı bol koyuyorumi soğanları üstüne
Kendi acımı etkilemiyor
Sokrat da olsa hak verirdi
Ya da vermez ne bileyim tanımadım
Bok
Aynen öyle, bazen bu kadar basit duygular
Üç harfli bir kelime
Kot, bu olmadı, olsun önemli olanda bu
Saçmalık
Bu kadar da basit açıklamalar
Ama değil
Kader işte derdi sivri zekalı biri, aynı gençliğim
Ama hayır o da değil
Neyin doğru neyin yanlış olduğu kimin elindeki biz bunları onlara karşı savunalım
nemli olan boş vermek, koy hayatın bilmem neresine, bozmayacam üslübu zaten kirlenmiş sapık fikirlerce,
Önemli olan da bu değil mi, yaşamak hatı bir ağaç gib ve koşmak karanlıkta kular misali
Örnekler saçma oldu ama amacı bu değil mi hayatın
Hala lahmacuncudayım, ne acıklı
Orada bulunmam değil acıklı olan hayat derdim ama o zman cidden saçmalamış olurdum
Şimdi vapurdayım, vapur gerçek , hayatın aksine, beni sever
Ne hoş, dalgalar ve martılar, mutluyum, hayattan da güzel
Kar yağar tepelere, ama uzaklarda, yedi tepe kalleş
Vapur hala gerçek, rüzgar derimde, martılar yanımda ama simit nerede?
Tutulan şey bir vapurdur o da gider uzaklara...
Gözlerinin içinde yanan alevler benzeri bir lambaya, bir şiir değildir bu, şarıkısı öksüzlerin; lambalar ezilir anlamlarıyla kelimelerin ve yazar nefret eder hayattan, şair olduğunu bilse de felsefe yapanın. Ve ağlar bir böcek gibi çamurlar içerisinde; boştur yazdıkları, boştur hayatı, boştur vapur. Ama ne önemi var bir dalg olduktan sonra, yalpalanan fırtınalarla. Hayat benzer bir manzuma ama etmez para; kafiyeler kötü, yemekler tatsızdır; müzüikler soğuk, sözler eksik. Üzer insanı. İnsandır sıkılan, bilmeyen fırsatını yanında olanların, soğuk vpurlarda sıcak şaraplarla taçlananın. Bir bakirenindir bacaklar ve bal dudaklar olur yazı bir filozofun yapan işini barlarda, yaramayan bile sevmeye. Balık kokar vapurlar. Kahramanıdır yazının o eşsiz güzellik karşısında. Bakınca ağlamaklı olur gözler ve hissizleşir parmaklar. Ve bu, kaynağıdır üzüntünün, olsa bile devrik, düz bir hayat yemez yazara bakar ufuklara ama anlamaz. Anlayamaz, anlamaz, anlamak istemez, anlamaya kafa yormaz, çoşar, kızar, üzer yazar ana anlamaz. Anlaşılan bir vapurdur o da gider uzaklara...
Bir kez daha vapurda. Hava eksi bin derece. Yanımda biri, dönüyorbana “Evladım en düşük ekis iki yüz yetmiş üç derece olur”. Sağol amca, yazacalarımı da unuttum sayende. Hava eksi bin ama düşen şeyler hala sıvı. O zaman gözlerimde bir hata var ya da yok ama açıklamaya kalkarsam yaptığım şeyin hiç bir anlamı kalmaz. Herneyse, vaour işte. Ve yine ben ve yine yalnızlık ve bo vapur ve dumanlı İstanbul ve köpüren dalgalar ve uçan martılar. Gözlem gücü yerinde. Ah ve Karaköy ve tünel ve yolculuk ıslak sokaklarda devam eder. Soğuk kendini hissetiriyor. Ben buradayım sen neredesin? Peki neden beyazlarına bütünmüyor İstabul. Damat hazır ama gelin firarda... Nerede o eski gelinlik? Hiçbir şeyi gerçek değil bu şehrin. Gerçek olan bir vapurdur o da gider uzaklara...
