“Çıplak elleri ölüme benziyordu,
Beyaz ve soğuk;
Tenime dokundukça parmakları,
Yanıyordum;
Tırnakları battıkça etime,
Hissettim onu,
Kendi bir parçam gibi, bendenmişçesine,
Sevdim onu…”
Ah Nihil, seni ne kadar özledim. Sen için şiirler yazıyorum, kitaplardaki şairlerinkilere benzemiyorlar ama olsun sen okusan onları severdin eminim gülümserdin bana belki öperdin beni kim bilir ama sarılırdın bana sıkıca bir süre nefes alamazdım bundan eminim ah Nihil nerelerdesin! Bütün kış geçti ve seni yıldızlarda aradım sokaklara baktım kedilerin kulağına ismini fısıldadım bana senden haberler getirsinler diye tek yaptıkları senin için şarkılar söylemek oldu. Eğer ismini mırıldayan bir kedi görürsen beni sor ona sana biraz sensiz beni bizi aşkımızı ve biraz da havadan sudan bahsetsin. Ağaçlar çiçek açtıklarına göre artık seni bulmaya çıkabilirim aşkım sana da birkaç tane getireceğim (tabii ki en güzellerini) eski günlerdeki gibi kırlara da gideriz hem topladığım çiçeklerden taçlar yaparım sana gülümsersin bana belki öpersin emin değilim ama sarılırdın bana, başını göğsüme koyar yatar uyurdun, saçlarını okşar geceyi koklardım. Sabah olmak üzere artık çıkmam lazım.
Sonsuza kadar senin olan bu hasta ruh, Perver.
15 Temmuz 2010 Perşembe
Anlamsız
“ (…)
“Bir tilki gibi mi? Tilkiler atom enerjisiyle şehirlerini aydınlatabilir ya da düşmanlarını dümdüz edebilirler mi Bayan Wellington (Velingtın)? Savaş yıllarında lazer silahlarıyla yaptıklarımızdan bahsetmeyeceğim bile!”
“Oh, Bay Schlusse(Şulus). Gene neler geveliyorsunuz dişsiz ağzınızda!? Savaş biteli yıllar oldu.”
“Savaştan bahsetmiyorum zaten seni tatlı cadı. İnsanlık ve yıkım gücünü anıyordum sadece.”
“Böyle hararetli hararetli ölümden bahsedince çok tatlı oluyorsunuz Bay Schlusse.”
“Bayan Wellington! Hep böyle gülümseyin, çok güzelsiniz.”
(…) “
Kitabı kapadı ve önünde yanmakta olan ateşin içine attı. Kitap birkaçsaniye çatırdayarak can çekişti ve birsüresonra son nefesini verdi. Tarihten bir aşk daha silinmişti. Bunu düşününce kitabıateşeatanel’in yüzünde bir tebessüm belirdi. İşini güzel yapmanın mutluluğuyla derin bir nefes aldı, yanık aşkı ciğerlerine çekti. Birkaç kitap daha bulmak için etrafındaki kitaplıkları araştırmak üzere yola koyuldu. Aşık olmak için güzel bir gündü.
“Bir tilki gibi mi? Tilkiler atom enerjisiyle şehirlerini aydınlatabilir ya da düşmanlarını dümdüz edebilirler mi Bayan Wellington (Velingtın)? Savaş yıllarında lazer silahlarıyla yaptıklarımızdan bahsetmeyeceğim bile!”
“Oh, Bay Schlusse(Şulus). Gene neler geveliyorsunuz dişsiz ağzınızda!? Savaş biteli yıllar oldu.”
“Savaştan bahsetmiyorum zaten seni tatlı cadı. İnsanlık ve yıkım gücünü anıyordum sadece.”
“Böyle hararetli hararetli ölümden bahsedince çok tatlı oluyorsunuz Bay Schlusse.”
“Bayan Wellington! Hep böyle gülümseyin, çok güzelsiniz.”
(…) “
Kitabı kapadı ve önünde yanmakta olan ateşin içine attı. Kitap birkaçsaniye çatırdayarak can çekişti ve birsüresonra son nefesini verdi. Tarihten bir aşk daha silinmişti. Bunu düşününce kitabıateşeatanel’in yüzünde bir tebessüm belirdi. İşini güzel yapmanın mutluluğuyla derin bir nefes aldı, yanık aşkı ciğerlerine çekti. Birkaç kitap daha bulmak için etrafındaki kitaplıkları araştırmak üzere yola koyuldu. Aşık olmak için güzel bir gündü.
14 Mayıs 2010 Cuma
Nihil
Güneş karlı tepelerin üzerindeki yerini aldı ve yansıyan ışıklarıyla tatlı tatlı şehrin sokaklarını ısıtmaya başladı. Yeni başlayan günle birlikte kediler ıslak deliklerinden çıktılar ve yerlerini sefa düşkünü köpek kardeşlerine verdiler. Bütün gece boyunca çöp tenekelerini tekmeleyen köpekler ve rakunlar apartman damları ve ara sokaklar arasında yalpalayarak yerlerini aldılar. Sahneye düşen ışığın kararmasıyla birlikte bütün gece bekledikleri âşıklarının kolları arasında uyuklamaya başladılar. Şehrin soytarılarının uyuması ve şamatanın kesilmesiyle birlikte kediler çöp tenekelerinin tepesindeki tahtlarına geçtiler. En yaşlı kedi çatlak sesiyle buyurdu: Miyav!
Saatler sekiz olmamıştı ki şehrin tüm kedileri hep bir ağızdan eski halk hikâyeleri ve efsaneleri anlatmaya başladılar, Kedilerin arasındaki sanata daha yatkın olanlar tiz ve buruk sesleriyle türküler çığırıyorlardı. Efendilerini ya da sahiplerini ya da nefret ettikleri iki ayaklı avcı dostlarını uyandırma ayinleri her gün olduğu gibi gereğinden kısa sürdü ve yüzlerce kişi kâbuslarında düşmeye devam etti.
Şüphesiz ki o da düşenlerden biri olan Perver bu kış sabahını ateşler içinde kucakladı ve tiz bir ciyaklamayla günaydın dedi. Yanıyordu ve vücudu sırılsıklamdı. Bir kadın, siyah elbiseler ve siyah bir çehre içinde, kalemli gözleriyle onu bir uçurumdan şeytanın midesine ittiğinden beri düşmekteydi.
“Nihil; sevgilim, gecem, kâbusum, her şeyim. Yanıyorum bir aydır ateşinle. Önce kalbimi ve sonra kasıklarımı fetheden ruhun beni içten içe kavuruyor, her bir an daha da sen, yavaş yavaş ölüyorum aşkım. Sensizlik artık dayanılır gibi değil.
Gülümse sevgilim, savur saçlarını. Her akşam yıldızları izliyorum, belki seni görebilirim diye. Geçen gece gülümsüyordun, oradaydın, en tepede. Sırf beni izliyordun, kalbin bir tek bende.
Tekrar görüşeceğiz, eminim, neredesin bilmiyorum ama seni bulacağım ve bulduğumda tenin beni yaksa, tırnakların parçalasa da bir daha asla seni bırakmayacağım. Tekrar buluşana dek....
Sonsuza kadar senin,
Perver “
Bu mektubu yazmak için bir haftadır çıkmadığım yatağımı terk ettim ve postaneye kadar yorganıma sarılmış bir şekilde yürüdüm. Eve döndüğümde donuyordum. Ya da yanıyor. Artık emin değilim. Vücudum yavaş yavaş hissizleşiyor. Ateş yüzünden kriz geçiriyorum bazen. Her sabah ve her gece nefes nefese, sırılsıklam bir şekilde uyanıyorum. Son bir aydır uyumak ve yemek yemek dışında bir şey yaptığımı hatırlamıyorum. Galiba öldüm. Uyurken ve düşerken geçen zamanı kavrayamıyorum. Aklıma sen geldikçe yanıyorum aşkım ve bir an bile unutamıyorum.
Saatler sekiz olmamıştı ki şehrin tüm kedileri hep bir ağızdan eski halk hikâyeleri ve efsaneleri anlatmaya başladılar, Kedilerin arasındaki sanata daha yatkın olanlar tiz ve buruk sesleriyle türküler çığırıyorlardı. Efendilerini ya da sahiplerini ya da nefret ettikleri iki ayaklı avcı dostlarını uyandırma ayinleri her gün olduğu gibi gereğinden kısa sürdü ve yüzlerce kişi kâbuslarında düşmeye devam etti.
Şüphesiz ki o da düşenlerden biri olan Perver bu kış sabahını ateşler içinde kucakladı ve tiz bir ciyaklamayla günaydın dedi. Yanıyordu ve vücudu sırılsıklamdı. Bir kadın, siyah elbiseler ve siyah bir çehre içinde, kalemli gözleriyle onu bir uçurumdan şeytanın midesine ittiğinden beri düşmekteydi.
“Nihil; sevgilim, gecem, kâbusum, her şeyim. Yanıyorum bir aydır ateşinle. Önce kalbimi ve sonra kasıklarımı fetheden ruhun beni içten içe kavuruyor, her bir an daha da sen, yavaş yavaş ölüyorum aşkım. Sensizlik artık dayanılır gibi değil.
Gülümse sevgilim, savur saçlarını. Her akşam yıldızları izliyorum, belki seni görebilirim diye. Geçen gece gülümsüyordun, oradaydın, en tepede. Sırf beni izliyordun, kalbin bir tek bende.
Tekrar görüşeceğiz, eminim, neredesin bilmiyorum ama seni bulacağım ve bulduğumda tenin beni yaksa, tırnakların parçalasa da bir daha asla seni bırakmayacağım. Tekrar buluşana dek....
Sonsuza kadar senin,
Perver “
Bu mektubu yazmak için bir haftadır çıkmadığım yatağımı terk ettim ve postaneye kadar yorganıma sarılmış bir şekilde yürüdüm. Eve döndüğümde donuyordum. Ya da yanıyor. Artık emin değilim. Vücudum yavaş yavaş hissizleşiyor. Ateş yüzünden kriz geçiriyorum bazen. Her sabah ve her gece nefes nefese, sırılsıklam bir şekilde uyanıyorum. Son bir aydır uyumak ve yemek yemek dışında bir şey yaptığımı hatırlamıyorum. Galiba öldüm. Uyurken ve düşerken geçen zamanı kavrayamıyorum. Aklıma sen geldikçe yanıyorum aşkım ve bir an bile unutamıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
