28 Aralık 2008 Pazar

Geceyi Soluyanların Türküsü

Karanlığın aydınlattığı,
Sokak lambalarının gece sakinlerinin ufkunu kararttığı gecelerdendi,
Ve Ay, taçlandırmıştı geceyi soluyanların hayatlarını.
Islak vücutların çığlıkları ve tozdan meleklerin kanatlarıydı
Fısıltıların tamamı, ki onlar bile birer yalandan ibaretti.

Yalanlar, diye düşündü, yalanlar
Karanlık gecenin karanlık sakinlerinin karanlık sırları,
Cep saatini çıkardı, küçük mekanik bir güneşti parlayan
Bir vals tutturmuştu akrep ve yelkovan,
Gece yarısını gösteriyordu dansları.
Sallıyordu şemsiyesini fahişelerin ıslaklığına
Ve söylüyordu şarkısını kanatların çırpıntısında,
İçine bir neşe dolmuştu, kalbinin fısıltılarıydı duyduğu.
Seke seke ilerledi, o da dans ediyordu artık
Bir lambaydı parteri veya bir posta kutusu
Ya da gerçek bir kadındı, ama hayır
Malesef o da bir yalandı ve buranın sakinleri gibi
O da karanlıktı, uyaksız ve anlamsız.

Gerçekler onu üzmüştü ve yakarıyordu kadere,
Deliliğine, anlamsızlığa ve karanlığa
Ama kader sessizce cevaplardı sefilleri
Ne sükut altındı ne de konuşmak gümüş
Hiç bir madde gerçeğe eşdeğer değildi
Ve delilik gerçeklerin en gerçeğiydi.

9 Aralık 2008 Salı

Odun

Evet, hayattaki en büyük fantezim odunla insan dövmek. Şimdilik sinir olduğum insanları ancak aklımdan dövebiliyorum, ama olsundu. Politikacı olma girişimlerinde bulunur, başarılır olur, ve onun da yardımıyla darbe yapıp diktatörlük getirirsem gerçekte de uygularım.

Görmek İstediğim Haberler: Yandaş Medya Uyuma!

Görmek istediğim haberler:

Çevrecinin daniskası Tayyip ve tam bir tezat oluşturan çevre katili veledi Green Peace tarafından odunlarla dövüldü.

Bir baba oğul haberi daha:
Ekonomimizin kralı, maliye bakanı Unaktan ve girişimci oğlu, yavruları pastorize yumurtaya dönüştürülen tavuklar ve amatör anneleri tarafından odunla dövüldü.

Gösteri yapan ilkokul öğrencileri karşısında sahlep için milli eğitim bakanı, estetik bir görüntü oluşturmları amacıyla kabanları çıkartılan ilk okull öğrencilerinin velileri tarafından hunharca odunlarla katledildi. Bununlar da yetinmeyen veliler bakanı bir güzel bafiledi (argo değil be yaw, Buffy var ya vapmir avcısı o, kötü bişi değiş yani kuzum)

Gittikçe uzun haberler yazmaya başlayan haber editörü Nevruz, güzelim Türkiyeli’nin “kötü” polisleri tarafından okul çıkışı köşeye çekildi. Saf Nevruz ki ne saf, daha genç o yazık, polislere kimlik sorma gafletinde bulundu. Tam Nevruzu dövmek için odununu çeken polisler, “Polis Mağduru İnsanlar Güruhu Partisi (PMİGP)” tarafından odunlarla okşandı. Okşamak yetmeyince (hayır bafilenmedi sevgili okur, ulan ne argo yazmaya başladım), odunlar polislere entegre edildi. Böylece polisler istedikeri zaman odun kullanabilecek hale getirildi. Teşekkürler PMİGP!

Dadaist Şiir

Ve böylece Dadaist üçlemesini bitirme fırsatını da elde etmiş oldum. Elde etme denemeyecek bir durumdu ama ben anca bunu buldum.

Ve bir şiir ile bitireyim dedi kaypaklı,
Kaypaklıydı akıllı olduğu kadar
Ve inatçı bir kedi kadar,
Ki kedileri severdi
Ama Frasızca onu hiç tanımamıştı
Tanışmak derdi dedesi
Hiç tanımamıştı
Ve hiç anlamamış
Ki ne anlayacaktı bir ölüyü
Ama düşündü
Evet, zor birşeydi ama düşündü
Ölü olduğu için değildi ama
Anlamadığı içindi serzenişi
Serzenmekti onun tek işi
Serzenmek...

Aynı, halka seslenip
Anasını sevmeden
Onunla beraber gitmesini isteyen
Ama bu kadarı da fazlaydı
Fazla, evet, fazla
Politikaydı bu keza
Ama ne şiirden
Ne de iki fikirden anlardı;

Yaşamaktı birincisi,
Hep şaşırmıştı
Hep şaşırmış ama
Ne anlamış ne de düşünmüş.

İkincisi ise ayakkabı.
bir fikir olmasa bile
Tam uyardı ayağa.

Ne bir şiir olsun diye yazılmıştı,
Ne de bir yazı olsun diye okunmuş.
Kafiyeler allak bullaktı
İnanmadı hiç bir zaman
Yazabileceğine.

Dadaist Öykü

Dadaist olamayabilir. Hatta bir önceki de ama olsundu. Yazmıştı bunları ve koyacaktı da. Kapa lan çeneni diye celallendi...

“Hoh hoh ho” diye bağırdı kırmızı cüppeli yaşlı.
“Neye bakmıştın?” diye sordu cüce. Kırmızı cüppeliydi o da. Cüceydi ama altın gibi bir kalbi vardı. Ve hiç anlamazdı neden ilk sıfattan sonra ‘ama’ konup iyi bir sıfat getirildiğini. Devlet sevmezdi onu bu yüzden. Zaten tayini doğuya çıkınca, bir terörist kurşunundan vurulunca anlamıştı bunu. Bir daha sordu:
“Neye bakmıştınız?”

“Ebeninkine” diye yanıtladı ilk kırmızı cüppeli. O da cüppeliydi ki öyle nitelendirilmişti. Uzun gri bir sakalı ve bakımsız tırnakları vardı. Yine denildiği gibi yaşlıydı. Aslında denilmesine de gerek yoktu bakınca da anlaşılırdı ama ne anlardı ki o bunlardan. Tek bildiği yirmi birinci yüzyılın faşizmiydi.
Sinirlenmişti cüce. Alışık değildi başkalırı tarafından ezilmeye. Ezdirmezdi de kendisini bir kibrit kutusu peynir için. Veya üç adet zeytin. Ya da ince ince dilimlenmiş domates. Yoksa portakal mıydı dünyaya saldıran. Saldırmak ne kelime dünyanın .mına koyan. Sevmezdi hiç küfretmeyi, yoksa bu bir yalan mıydı? Hayır, hayır cidden sevmezdi aam küfretmeyi sevmediğinden çok durmayı sevmezdi yazarken. Veya “...” argolu bir şekilde devam ederdi ama etmemeye karar verdi. Ve insan sevgisinden sordu yaşlı, kırmızı cüppeli, tırnakları uzun, cüppesi kırmızı, sakalı gri, burnu yine kırmızı ve tırnakları yine gri olan adama:
“Adam gib konuş ağzını mikmeyeyim!”. Bir soru olmamıştı ama olsundu.

Mikmek ne kelime “tittirip gitmek” veya “ eline mi vermek”. Büyük paradoksal kaygılarıyla bir cerrah titzliğiyle yaklaştı olaya yaşlı cüppeli adam. Düşüdü. Yoksa yaşlı olan tırmakları mıydı aynı burnu gibi? Yoksa tırnakları burnu gibi inciler gecenin karanlığında birer yıldız gibi parıldayan çıplak kadının olgun göğsünde.
Çıplak kadın öykünün yeni karakteriydi. “Plot twist” veya bir Amerikan dansıydı gençliğinde. Ele avuca sığmazdı. Sığmadı da. Sığmazdı da. Sığmayacaktı da. Ve daha nice zaman. İşte anlamıştınız. Taş gibiydi. Çıplak olmasa bile bakardınız. Bakmasanız ben bile döverdim. Evet döverdim alıp elime odunu ki bende ayrı bir fantezi döverdim sağlıcakla ve sığmayan inciler ve iri göğüsler ile. Göğüsler ki çıplak göğsünde dans eden. Dans ederken manyak ama manyak ki ne manyak bir edayla dans eden. Uzun bir cümleydi önceki ama anlamıştınız. Manyak olan kız değil göğüsleri idi. İşte anlamıştınız bu kadın güzeldi ve bir paragraf, evet kardeşlerim bir paragraf güzelliğinde bir kadındı. Kız demek onu üzerdi. Az da kompleksliydi. Ama o bir kadındı ve olurdu böyle şeyler.

Ama olsundu. Bu paragraf uzundu ve okur uzun paragrafları sevmezdi. Bunu okuyan bir öykü beklemişti ama önceki dadaist ki ne dadaist paragrafları ki ne paragrafları sevmezdi ki ne sevmezdi. Bir portakalı ve başındaki hükümeti. Ama hükümeti kim sevmişti ki. Sevilen cumhuriyeti kurandı. Ondan sonrası bir yalandı. Ve evet, kek de bir yalandı ve onu yediğine inanamak her insanın tek hayaliydi. Bunlar hep geçmişte olmuş “-di” haliyle yazılmıştı. Arada “-mış” larda kullanılıp dünyanın, hayır lan ne dünyası, bu yazının üslubunu okunur hale getirmişti.

Ve böylece cüce kafa göz girdi yaşlı tırnaklıya. Geriye ne tırnak kaldı ne de küçük ayakkabılar. Çıplak kadın ve iri göğüsleri dışında ki bunu okur bile anlamıştır.

Dadaist Yazı

Efenim gecenin bir yarısında düzgün düşünemezken birşeyler yazayım dedim. Dadaizm tam bu olmaya bilir ama büyük ihtimal budur. Saygılar.

Efenim selamlar. Hamdolsun. Aklımdakileri yazayın dedim oturdum yazmaya. Ama aklıma yazacak birşeyler gelmiyor. Böylece aklımdakileri yazmış olmuyorum ama olsun. Ben de o zaman daha önceden olanları değil şimdi oluşanları yazarım. Ama şimdi de oluşmuyor aklıma yazıcak birşeyler gelmiyor. Kahpe kader. Kader ne güzel kelime değil mi? Başımız gelen herşey için şuçlayabileceğimiz bir kavram. Ben öyle yapıyorum mesela. Sınav kötü. Kader. Hastalık. Lanet kader. Ödev kontrolü. Kahpe kader. Hayatın boka sarması. Ve yine kader. Kader. Yani kader işte. Bildiğiniz kader. Beş harfli. Tanrı ile alakalı. Tanrının hem gücünü simgeleyen hem de aynı zamanda varlığı ile yokluğunu yaratan paradoks. Paradoks. Bak bu da güzel bir kavram. Kaderden daha ezik ama olsun. Ezik ne lan. Anca domates ezik olur( sağolun Zeynep Hocam). Ezik değil tamam. Ama en azından daha önemsiz. Yani "hayat" kavramı ile daha alakasız. Bugün hayatı anlatıyorum ya ondan. Yani hayat da alakasız hayatın kendisi ile ama osun. Hayat işte paradoks gibin ama daha önemli. Kader gibi ana ondan sonra geliyor. Üç kavram ama ilkinden sonrası boka sardı. Ne yaparsın kader. Bak bu bile kader sevgili okurum. Ama ne paradoks ne de hayat. Kriz yok( yaklaştı geldi geçti her bir boku yaptı hamdolsun ama gitmedi.). Bak bu ise hayat. Cinci hoca. Bak bu ise paradoks. Emmevelakin ne ile. Hayat ile sevigili okur. Hayat ile. Cinci hocalar ve hayat her zaman entellerin ve ordunun ( ki her iki gruba da giremem) anlayamadığı bir konu olmuştur. Yani bilirsiniz. Ordu. Bak o da bir kavram. Belki de bir isim. Yoksa bir sıfat mı? Bu yara çok ordu. Hah hah ha. Ha Ha. Ah ah ah. Ve nice ağlamaklı efekt. Efekt demişken. Holivud ne büyük değil mi? Yani bi girsen çıkamazsın. Aynı mafya gibi. Amcam girmişti de anca üç ay taksitle satın almıştı nevresim takımını. Orduya armağan edip, paradokslarla dans etmişti. Vals. Tango. Seks. Ve uyuşturucu. Ve rakın rol. Yani müzik. Yani hicaz makamı. Yani uçan kafa. Yani din hocası. Yani ben sen onlar. Yani dadaizm. Yani anlaşılmayan, ne dediği belli olmayan, virgül kullanmayan, üç bira içince saçma şeyler yazan, yani şu an hala okuyorsan satırlarını okuduğuna inandığın insan. Ama ben değilim yanlış anlama okur. Ben saçmalamam, yazmam, okunmam, imlaya bakmam, sabah erken kalkmam. Ne yüzümü yıkarım, ne seni yıkarım. Kovboy filmine gitmez, pederden dayak yemez. Uçan kafalar, din hocaları ve paradokslar. Eğer sen tanrıysan ne yapacan melekleri. Yani süper amma süper güçlüsün ama hala yarattığın yaratıklarla aracı ile konuşuyorsun. Kurallara uymayanı yakıp, uyanı seviyorsun. İnanmayanı bafileyip, uymayanı iyice bafiliyorsun. Bafi demişken Buffy(bafi?) Dı Vempayır Sileyır ne güzel diziydi değil mi be okur? Dördüncü sınıfta izlemeye başlayım siyenbicie(Cenebece-E / CNBC-E) sayesinde OKS yıllarında izlemeyi bitirip. Devrik cümleler ve OKS. OKS mi kaldı be! Ben gençken buralar hep bostandı. Tarlayı ekerken test çözüp koyunları güderdik. En az üç koyun gütmeyeni başbakan yapmazlardı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan. Ulan insanda bir utanma olur. Bak yüzü bile kızarmıyor. İbne. Faşist. Liboş! Liboş ney len? Tek dedem ölmese, diğeri de bunamamış olsa kesin açıklardı ama şimdi Retroville gazete reklamlarından öğrenmeye çalışıyoruz. Hangi dergiyi okuyorsun okur? Bak üslubum bozuldu okurum demeyi ihmal ettim. Nerede o eski İstanbul beyefendileri. Herneyse. Gazate. Ben Hürriyet okurum. Ne siyasi görüşünü, ne de eğilimini bilmem. Bizim evdekiler onu alır, ben de onu okurum. Latif Demirciyi bilir misin? (misiniz deye çalıştım olmadı. Diyorum nerede o bey efendiler?) ( Burada! Demleniyor...) (Çay vakti beş vakit) Herneyse yine sapıttım. Bilir misin(iz) ne severim parantez kullanmayı. herneyse ikkiii..... Latif Demirci diyorduk. Ne bizi. Ben diyordum lan, sen de kimsin manyak? Ne sandın kendini? Latif Demirci mi? Hah, Latif Demirci bizimkilerin ( çağdaş insan / genç / öğrenci / apaçi/ seç beğen al). Latif Demirci. Of amma uzatım. Latif Demirci. Kral adam. Cidden bok gibi parası ve arsası var diye iğrenç espriler yaparak uzatırdım ama Türkçeye çevirince bu espriler tat vermiyor. Lanet Amerikan filmi gençliği. Ulan hayatı onlardan öğrendik. Çek o lanet zenci kıçını. Hiçbir kanal adam gibi küfrettirmez, adamların tüm yaratıcı küfürlerini “Lanet” diye çevirir. Hah sonunda bağladım konuyu. Küfür. Ne manyak değil mi? Şimdi birazdan küfretmeye başlayacağım (cidden modern adamım, sözümün eriyim[çavuş, hahaha{ komik değil}]) Evet ne diyorduk küfür. Bu millet için din ( Allah?) ne ise o da odur ve ben küfretmeye başlıyorum bakalım kaç satır olacak?Ama önce bir kişi seçelim de boşa gitmesin, kuru sıkı olmasın. Tayyip. Ondan süperi mi var? Mına kodumun dallama dolandırıcı puştu. Hiçi mi utanmaz, hiç mi yüzün kızarmaz? İbne, puşt, faşist ( kız küfürü gibi oldu olum), neo nazi, ibne demişmiydim, Mussolini. Adolfo, Benito ve nicesi. Mına kodumun ibneleri. Fagot der gevurlar( sözüm meclisten dışarı) fagot kowboyz =Brokeback dağı. Benito demişken, demeyelim be yav. Ne küfretmeyi başardım, ne fikirleri aktarmayı. Ama sen anlamışındır okur. Sen akıllı adamsın. Benim gibi olma oku. Adam ol. Avrupalarda büyü. Oh ne güzel böylece okuyamamış ağabey / baba da oldum. Bak bilir misin hep baba olmak istemişimdir. Cidden len. Hoş şey. Küçük çocuklar felan. Yani galiba şimdilik çocuk küçükken eğlenceli gelişiyor. Bak küçük dedik, daha demin televizyona baktım Frodo Baggins’in( Elijah Wood len, tanırsın bea!) küçüklüğü. Cidden. Yedi sekiz yaşında filan. Bak cidden. Bak Allah’ın adını verdim. Bak. Bak adam ol. Herkese vermem. Numarasını vereyim mi ararsın? Ara, kendini arayanlara Cennetten komisyon veriyormuş. Ben de yeni aradım, Cebrail, İsrafil ve Azrail - Mikail’i unutmayarak (kalbimizdesin) – danaya girmişler. Evet, dana. Bildiğin. İnanır mıydın koca Allah’ın danaya gireceğine? İnsan apronda deve veya bahçede panda bekliyor biliyorum (inanabilirsin) ama dana işte. Ne yaparsın? Pardon bu bir soru değildi. Ama ama ve ama. Üç kardeş. Onlardan danaya girdi derdim ama hayır hayır hayır. Bir üçüz kardeş daha. Devrik cümleler ve anlamsızlık. Evet evet evet ( Hayır’ın üçüz oğulları) Anlamsızlık. Anlamsızlık! ANLAMSIZLIK; ANLAMSIZLIK HÜHEYT. O YEA. Yea yaa yea. Hayır bunlar üçüz değil. Seni kırdıysam üzgünüm. Dağda gezen bir bezginim ve daha nicesi. Hep şiir yazmaya çalışmış ama tekerlemeyle sonuçlanmış başarısız bir yazarım. Yedi yirmi dört. Şair de olmaya çalıştım. Önce onu denedim olmayınca yazarlığa karar verdim. Yani karar da vermedim aslında. Olamayacağımı anlayınca şair, düz yazıya abandım. Doksana taktım. Galatasaray şampiyon. Galayasaray foreva. Gangsta rap ve törkiş rep. Genelde insanlar rep dinliyor ve ingilizce biliyorsa gengsta, bilmiyorsa törkiş. Törkiş törkiş Törkiş. May neym iz Rudolf. İh libe seks. Je couche avec les chats. J’aime domaltmak les kedi. Yoksa kedileri severim normalde ama bir fransızca dersi başlasın içimde kedilere karşı söndürülemez bir ateş başlar. Dadaizm’in ateşi. İşte okur hayatta en önemlisi de budur. Ve bir kafiye ile bitiridi müthiş yazar saçmalıklarını. Bir gün okuduğunda bir eleştimen, tapması dileğiyle.

Dadaist Yazı

Efenim selamlar. Hamdolsun. Aklımdakileri yazayın dedim oturdum yazmaya. Ama aklıma yazacak birşeyler gelmiyor. Böylece aklımdakileri yazmış olmuyorum ama olsun. Ben de o zaman daha önceden olanları değil şimdi oluşanları yazarım. Ama şimdi de oluşmuyor aklıma yazıcak birşeyler gelmiyor. Kahpe kader. Kader ne güzel kelime değil mi? Başımız gelen herşey için şuçlayabileceğimiz bir kavram. Ben öyle yapıyorum mesela. Sınav kötü. Kader. Hastalık. Lanet kader. Ödev kontrolü. Kahpe kader. Hayatın boka sarması. Ve yine kader. Kader. Yani kader işte. Bildiğiniz kader. Beş harfli. Tanrı ile alakalı. Tanrının hem gücünü simgeleyen hem de aynı zamanda varlığı ile yokluğunu yaratan paradoks. Paradoks. Bak bu da güzel bir kavram. Kaderden daha ezik ama olsun. Ezik ne lan. Anca domates ezik olur( sağolun Zeynep Hocam). Ezik değil tamam. Ama en azından daha önemsiz. Yani “hayat kavramı ile daha alakasız. Bufün hayatı anlatıyorum ya ondan. Yani hayat da alakasız hayatın kendisi ile ama osun. Hayat işti paradoks gibin ama daha önemli. Kader gibi ana ondan sonra geliyor. ÜÇ kavram ama ilkinden sonrası boka sardı. Ne yaparsın kader. Bak bu bile kader sevgili okurum. Ama ne paradoks ne de hayat. Kriz yok( yaklaştı geldi geçti her bir boku yaptı hamdolsun ama gitmedi.). Bak bu ise hayat. Cinci hoca. Bak bu ise paradoks. Emmevelakin ne ile. Hayat ile sevigili okur. Hayat ile. Cinci hocalar ve hayat her zaman entellerin ve ordunun ( ki her iki gruba da giremem) anlayamadığı bir konu olmuştur. Yani bilirsiniz. Ordu. Bak o da bir kavram. Belki de bir isim. Yoksa bir sıfat mı? Bu yara çok ordu. Hah hah ha. Ha Ha. Ah ah ah. Ve nice ağlamaklı efekt. Efekt demişken. Holivud ne büyük değil mi? Yani bi girsen çıkamazsın. Aynı mafya gibi. Amcam girmişti de anca üç ay taksitle satın almıştı nevresim takımını. Orduya armağan edip, paradokslarla dans etmişti. Vals. Tango. Seks. Ve uyuşturucu. Ve rakın rol. Yani müzik. Yani hicaz makamı. Yani uçan kafa. Yani din hocası. Yani ben sen onlar. Yani dadaizm. Yani anlaşılmayan, ne dediği belli olmayan, virgül kullanmayan, üç bira içince saçma şeyler yazan, yani şu an hala okuyorsan satırlarını okuduğun insan. Ama ben değilim yanlış anlama okur. Ben saçmalamam, yazmam, okunmam, imlaya bakmam, sabah erken kalkmam. Ne yüzümü yıkarım, ne seni yıkarım. Kovboy filmine gitmez, pederden dayak yemez. Uçan kafalar, din hocaları ve paradokslar. Eğer sen tanrıysan ne yapacan melekleri. Yani süper amma süper güçlüsün ama hala yarattığın yaratıklarla aracı ile konuşuyorsun. Kurallara uymayanı yakıp, uyanı seviyorsun. İnanmayanı bafileyip, uymayanı iyice bafiliyorsun. Bafi demişken Buffy(bafi?) Dı Vampir Sileyır ne güzel diziydi değil mi be okur? Dördüncü sınıfta izlemeye başlayım siyenbicie(Cenebece-E / CNBC-E) sayesinde OKS yıllarında izlemeyi bitirip. Devrik cümleler ve OKS. OKS mi kaldı be! Ben gençken buralar hep bostandı. Tarlayı ekerken test çözüp koyunları güderdik. En az üç koyun gütmeyeni başbakan yapmazlardı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan. Ulan insanda bir utanma olur. Bak yüzü bile kızarmıyor. İbne. Faşist. Liboş! Liboş ney len? Ek dedem ölmese, diğeri de bunamamış olsa kesin açıklardı ama şimdi Retroville gazete reklamlarından öğrenmeye çalışıyoruz. Hangi dergiyi okuyorsun okur? Bak üslubum bozuldu okurum demeyi ihmal ettim. Nerede o eski İstanbul beyefendiler. Herneyse. Gazate. Ben Hürriyet okurum. Ne siyasi görüşünü ne eğilimini bilmem. Bizim evdekiler onu alır, ben de onu okurum. Latif Demirciyi bilir misin? (misiniz dmeye çalıştım olmadı. Diyorum nerede o bey efendiler?) ( Burada! Demleniyor...) (Çay vakti beş vakit) Herneyse yine sapıttım. Bilir misin(iz) ne severim parantez kullanmayı. Jerneyse ikkiii..... Latif Demirci diyorduk. Ne bizi. Ben diyordum lan, sen de kimsin manyak? Ne sandın kendini? Latif Demirci mi? Hah, Latif Demirci bizimkilerin ( çağdaş insan / genç / öğrenci / apaçi/ seç beğen al). Latif Demirci. Of amma uzatım. Latif Demirci. Kral adam. Cidden bok gibi barası ve arsası var diye iğrenç espriler diye uzatırdım ama Türkçeye çevirince bu espriler tat vermiyor. Lanet Amerikan filmi gençliği. Ulan hayatı onlardan öğrendik. Çek o lanet zenci kıçını. Hiçbir kanal adam gibi küfrettirmez, adamların tüm yaratıcı küfürlerini “Lanet” diye çevirir. Hah sonunda bağladım konuyu. Küfür. Ne manyak değil mi? Şimdi birazdan küfretmeye başlayacağım (cidden modern adamım, sözümün eriyim[çavuş, hahaha{ komik değil}]) Evet ne diyorduk küfür. Bu millet için din ( Allah?) ne ise o da odur ve ben küfretmeye başlıyorum bakalım kaç satır olacak?Ama önce bir kişi seçelim de boşa gitmesin, kuru sıkı olmasın. Tayyip. Ondan süperi mi var? Mına kodumun dallama dolandırıcı puştu. Hiçi mi utanmaz, hiç mi yüzün kızarmaz? İbne, puşt, faşist ( kız küfürü gibi oldu olum), neo nazi, ibne demişmiydim, Mussolini. Adolfo, Benito ve nicesi. Mına kodumun ibneleri. Fagot der gevurlar( sözüm meclisten dışarı) fagot kowboyz =Brokeback dağı. Benito demişken, demeyelim be yav. Ne küfretmeyi başardım, ne fikirleri aktarmayı. Ama sen anlamışındır okur. Sen akıllı adamsın. Benim gibi olma oku. Adam ol. Avrupalarda büyü. Oh ne güzel böylece okuyamamış ağabey / baba da oldum. Bak bilir misin hep baba olmak istemişimdir. Cidden len. Hoş şey. Küçük çocuklar felan. Yani galiba şimdilik çocuk küçükken eğlenceli gelişiyor. Bak küçük dedik, daha demin televizyona baktım Frodo Baggins’in( Elijah Wood len, tanırsın bea!) küçüklüğü. Cidden. Yedi sekiz yaşında filan. Bak cidden. Bak Allah’ın adını verdim. Bak. Bak adam ol. Herkese vermem. Numarasını vereyim mi ararsın? Ara, kendini arayanlara Cennetten komisyon veriyormuş. Ben de yeni aradım, Cebrail, İsrafil ve Azrail - Mikail’i unutmayarak (kalbimizdesin) – danaya girmişler. Evet, dana. Bildiğin. İnanır mıydın koca Allah’ın danaya gireceğine? İnsna apronda deve veya bahçede panda bekliyor biliyorum (inanabilirsin) ama dana işte. Ne yaparsın? Pardon bu bir soru değildi. Ama ama ve ama. Üç kardeş. Onlardan danaya girdi derdim ama hayır hayır hayır. Bir üçü kardeş daha. Devrik cümleler ve anlamsızlıki. Evet evet evet ( Hayır’ın üçüz oğulları) Anlamsızlık. Anlamsızlık! ANLAMSIZLIK; ANLAMSIZLIK HÜHEYT. O YEA. Yea yaa yea. Hayır bunlar üçüz değil. Seni kırdıysam üzgünüm. Dağda gezen bir bezginim ve daha nicesi. Hep şiir yazmaya çalışmış ama tekerlemeyle sonuçlanmış başarısız bir yazarım. Yedi yirmi dört. Şair de olmaya çalıştım. Önce onu denedim olmayınca yazarlığa karar verdim. Yani karar da vermedim aslında. Olamayacağımı anlayınca şair, düz yazıya abandım. Doksana taktım. Galatasaray şampiyon. Galayasaray foreva. Gangsta rap ve törkiş rep. Genelde insanlar rep dinliyor ve ingilizce biliyorsa gengsta, bilmiyorsa törkiş. Törkiş törkiş Törkiş. May neym iz Rudolf. İh libe seks. Je couche avec les chats. J’aime domaltmak les kedi. Yoksa kedileri severim normalde ama bir fransızca dersi başlasın içimde kedilere karşı söndürülemez bir ateş başlar. Dadaizm’in ateşi. İşte okur hayatta en önemlisi de budur. Ve bir kafiye ile bitiridi müthiş yazar saçmalıklarını. Bir gün okuduğunda bir eleştimen, tapması dileğiyle.

7 Aralık 2008 Pazar

Ops

Ubor Metenga'nın sonunu koymayı unutmuşum. Emme velakin H.P. Lovecraft okumuş olup bir de Full Metal Alchemist'i izleyenlerin anlayacağını sanmıyorum. Üzgünüm.

5 Aralık 2008 Cuma

Ubor Metenga - Bir Aile Mirası

Edebiyat dersinde Ahtmet Yesevi'yi işlerken yazdığım bir öykü koyayım dedim. Devamını başka bir zaman koyarım.


Elini havaya kaldırdı. Mumlarla aydınlatılmış odada elindeki hançer bir an için gümişi bir gülümsemeyle parladı. Hançeri başının üzerine doğru getirdi. Hançerdeki uğursuz parıltı gözlerinde de belirmişti.

“Bugün kardeşlerim!” diye bağırdı. “Bugün yeni bir çağa giriyoruz, yalancı dinlerin, üfürükçülerin ve teknoljinin olmadığı bir çağa. Bu yıkık diyara hükmedecek tek şeyin savaş ve Kargaşa olduğu bir çağa, Ubor Metenga’nın altın çağına!” Sesi birkaç saniye odanın karanlığında yankılandı. Gözleriyle odadaki diğer insanları taradı. Herkes birazdan olacaklara hazırdı.

Hançerli adam gözlerini iyice açarak ve içindeki manyak parıltıyı dışarı vurarak gülümsedi. Üzerinde kırmızı çizgileri olan bir cüppe giymişti. Cüppe yüzünü kapıyor ve yüzüne düşen gölgeler çeşitli ışık oyunları ile adama manyak bir hava kazandırıyordu.

“Amena” diye bağırdı önünde uzanan cemaate doğru.
“Himano himena!” diye yanıtladı cemaat. Her bir ağızdan ölüm dolu şarkılarına devam ettiler.
“Himano himena, himano himena....” Bir çığlık yükseldi arka sıralardan:
“Peace out”
“Kim bu gerizekalı?” diye sordu hançerli adam yanındaki mümine.
“Bir anarşist efendim” diye yanıtladı.
“İyi, ölü bakirelerin yanına koyun, yarın akşam da onu yeriz”
“Peki efendim” dedi ve arkadaki müminlere bir el işareti yaptı. Anarşistin yanındaki müminler anarşistin kulağına birşeyler fısıldadı ve hep beraber odayı terk ettiler.

Adamın önünde taştan bir yatak vardı. Yatağın üzerinde çıplak bir genç kız yatıyordu. Kolları ve bacaklarını açmış, çarpı şeklinde yatağa bağlanmıştı. Kızın bilinci yerinde değildi, taştan bir yatakta çıplak bir şekilde yatmışken göbeğinin üzerinde duran bir hançer en korkusuz genç kızda bile bir his uyandırırdı nitekim. Hele daha önceleri izlediği filmlerde de aynı sahneyle karşılaşmışsa eğer. Kız güzel bir kızdı, eğer sokakta görmüş olsaydınız dönüp bir kez daha bakabilirdiniz rahatlıkla. Güzel kırmızı saçları vardı çilli göğsünü süsleyen. Durumunun getirdiği sakinlikle nefes alırken göğsü hafif bir şekilde yükselip alçalıyordu. Göğüsleri yeni yeni çıkmıştı, daha on beş on altı yaşlarında denebilirdi.

Adam yüzünü kıza çevirdi ve son bir kez gülümsedi. Diğer elini göğüs hizasına getirdi. Hançerle boş elinin iç yüzünü yavaşça kesti ve çıkan kanla kızın göğsüne ve göbeğine çeşitli şekiller çizmeye başladı. Çizmeyi bitirince hançeri cüppesinin eteğine sildi ve kemerine iliştirmiş olduğu kınına geri soktu. Cüppesinin iç cebinden bir kitap çıkardı ve açtı. Sayfaları hızlıca karıştırdı ve aradığı bölümü buldu. Yemek yapımıyla ilgiliydi. “Butları ince dilimler halinde doğradıktan sonra un, yumurta ve galeta ununa bandırın. Kısık ateşte yağ koyduğunuz bir tavada üç dakika boyunca kızartın.” Hayır bu olamazdı, yanlış açmış olmalıydı. Çevirmeye devam etti. Yeniden durdu. Bu sefer doğrusunu bulmuştu. Okumaya başladı. Birkaç değişik sözcük mırıldandı.

Ani bir haraketle iki elinin bir birine vurdu ve kzın göğsüne koydu. Ellerini koyduğu yerden mor ışıklar çıkmaya başladı. Adamın yüzü aydınlanmıştı ve gölgelerin yarattığı oyunlardan faha fazla manyağa benziyordu. Mor ışıklar giderek güçlendi ve adamı yuttu.

Adam bembayaz bir düzlüğe varmıştı. Ufku görülmüyor ve sonsuza kadar genişliyor gibiydi. Bir kaç saniye boyunca etrafına bakındı. Karşısında altından bir kapı belirdi. Kapı dediğim gibi altındandı ve Rodin’in “Cehennem’in Kapısı”na benziyordu. Kapı yavaşça açıldı ve içinde siyah dokunaçlar fırladı. Kapılar kapnmaya başladığında adamın çığlıkları duyulmuyordu bile.

1 Aralık 2008 Pazartesi

Sadece Uyku

İnsanlıktan kopuşun en rahat yöntemidir uyku. Karanlık ve ıslak rüyalar arasındaki yaratıcılık dolu köşe kapmaca oyunları hepimiz için ayrı bir deneyim oluşturur. Bizi, hayatın renkli curcunasından koparıp bulanık ve siyah beyaz bir valsin içine sürükler. Sanatçı vazolarla birlikte prangaya vurulmuş hayal ve zevklerimizin günlük yaşantının saçmalıkları tarafından sansürsüz dansına izin vererek bizi kendi gerçek halimizle yani ilkel bizle yüzleşmeye zorlar. Bu yüzdendir ki rüyalar geleceğimizi söylemez ama geçmişimiz, bugün ve biz hakkında bilgiler verir. Böylece uyumak bir barmene dertlerimizi anlatmakla aynı önemi taşımış olur.


Artistik yapmaya karar verdim;

Ben bu yazıyı bitirirken "Little Miss Lover-Jimi Hendrix" çalıyordu.