9 Aralık 2008 Salı

Dadaist Öykü

Dadaist olamayabilir. Hatta bir önceki de ama olsundu. Yazmıştı bunları ve koyacaktı da. Kapa lan çeneni diye celallendi...

“Hoh hoh ho” diye bağırdı kırmızı cüppeli yaşlı.
“Neye bakmıştın?” diye sordu cüce. Kırmızı cüppeliydi o da. Cüceydi ama altın gibi bir kalbi vardı. Ve hiç anlamazdı neden ilk sıfattan sonra ‘ama’ konup iyi bir sıfat getirildiğini. Devlet sevmezdi onu bu yüzden. Zaten tayini doğuya çıkınca, bir terörist kurşunundan vurulunca anlamıştı bunu. Bir daha sordu:
“Neye bakmıştınız?”

“Ebeninkine” diye yanıtladı ilk kırmızı cüppeli. O da cüppeliydi ki öyle nitelendirilmişti. Uzun gri bir sakalı ve bakımsız tırnakları vardı. Yine denildiği gibi yaşlıydı. Aslında denilmesine de gerek yoktu bakınca da anlaşılırdı ama ne anlardı ki o bunlardan. Tek bildiği yirmi birinci yüzyılın faşizmiydi.
Sinirlenmişti cüce. Alışık değildi başkalırı tarafından ezilmeye. Ezdirmezdi de kendisini bir kibrit kutusu peynir için. Veya üç adet zeytin. Ya da ince ince dilimlenmiş domates. Yoksa portakal mıydı dünyaya saldıran. Saldırmak ne kelime dünyanın .mına koyan. Sevmezdi hiç küfretmeyi, yoksa bu bir yalan mıydı? Hayır, hayır cidden sevmezdi aam küfretmeyi sevmediğinden çok durmayı sevmezdi yazarken. Veya “...” argolu bir şekilde devam ederdi ama etmemeye karar verdi. Ve insan sevgisinden sordu yaşlı, kırmızı cüppeli, tırnakları uzun, cüppesi kırmızı, sakalı gri, burnu yine kırmızı ve tırnakları yine gri olan adama:
“Adam gib konuş ağzını mikmeyeyim!”. Bir soru olmamıştı ama olsundu.

Mikmek ne kelime “tittirip gitmek” veya “ eline mi vermek”. Büyük paradoksal kaygılarıyla bir cerrah titzliğiyle yaklaştı olaya yaşlı cüppeli adam. Düşüdü. Yoksa yaşlı olan tırmakları mıydı aynı burnu gibi? Yoksa tırnakları burnu gibi inciler gecenin karanlığında birer yıldız gibi parıldayan çıplak kadının olgun göğsünde.
Çıplak kadın öykünün yeni karakteriydi. “Plot twist” veya bir Amerikan dansıydı gençliğinde. Ele avuca sığmazdı. Sığmadı da. Sığmazdı da. Sığmayacaktı da. Ve daha nice zaman. İşte anlamıştınız. Taş gibiydi. Çıplak olmasa bile bakardınız. Bakmasanız ben bile döverdim. Evet döverdim alıp elime odunu ki bende ayrı bir fantezi döverdim sağlıcakla ve sığmayan inciler ve iri göğüsler ile. Göğüsler ki çıplak göğsünde dans eden. Dans ederken manyak ama manyak ki ne manyak bir edayla dans eden. Uzun bir cümleydi önceki ama anlamıştınız. Manyak olan kız değil göğüsleri idi. İşte anlamıştınız bu kadın güzeldi ve bir paragraf, evet kardeşlerim bir paragraf güzelliğinde bir kadındı. Kız demek onu üzerdi. Az da kompleksliydi. Ama o bir kadındı ve olurdu böyle şeyler.

Ama olsundu. Bu paragraf uzundu ve okur uzun paragrafları sevmezdi. Bunu okuyan bir öykü beklemişti ama önceki dadaist ki ne dadaist paragrafları ki ne paragrafları sevmezdi ki ne sevmezdi. Bir portakalı ve başındaki hükümeti. Ama hükümeti kim sevmişti ki. Sevilen cumhuriyeti kurandı. Ondan sonrası bir yalandı. Ve evet, kek de bir yalandı ve onu yediğine inanamak her insanın tek hayaliydi. Bunlar hep geçmişte olmuş “-di” haliyle yazılmıştı. Arada “-mış” larda kullanılıp dünyanın, hayır lan ne dünyası, bu yazının üslubunu okunur hale getirmişti.

Ve böylece cüce kafa göz girdi yaşlı tırnaklıya. Geriye ne tırnak kaldı ne de küçük ayakkabılar. Çıplak kadın ve iri göğüsleri dışında ki bunu okur bile anlamıştır.

Hiç yorum yok: