5 Aralık 2008 Cuma

Ubor Metenga - Bir Aile Mirası

Edebiyat dersinde Ahtmet Yesevi'yi işlerken yazdığım bir öykü koyayım dedim. Devamını başka bir zaman koyarım.


Elini havaya kaldırdı. Mumlarla aydınlatılmış odada elindeki hançer bir an için gümişi bir gülümsemeyle parladı. Hançeri başının üzerine doğru getirdi. Hançerdeki uğursuz parıltı gözlerinde de belirmişti.

“Bugün kardeşlerim!” diye bağırdı. “Bugün yeni bir çağa giriyoruz, yalancı dinlerin, üfürükçülerin ve teknoljinin olmadığı bir çağa. Bu yıkık diyara hükmedecek tek şeyin savaş ve Kargaşa olduğu bir çağa, Ubor Metenga’nın altın çağına!” Sesi birkaç saniye odanın karanlığında yankılandı. Gözleriyle odadaki diğer insanları taradı. Herkes birazdan olacaklara hazırdı.

Hançerli adam gözlerini iyice açarak ve içindeki manyak parıltıyı dışarı vurarak gülümsedi. Üzerinde kırmızı çizgileri olan bir cüppe giymişti. Cüppe yüzünü kapıyor ve yüzüne düşen gölgeler çeşitli ışık oyunları ile adama manyak bir hava kazandırıyordu.

“Amena” diye bağırdı önünde uzanan cemaate doğru.
“Himano himena!” diye yanıtladı cemaat. Her bir ağızdan ölüm dolu şarkılarına devam ettiler.
“Himano himena, himano himena....” Bir çığlık yükseldi arka sıralardan:
“Peace out”
“Kim bu gerizekalı?” diye sordu hançerli adam yanındaki mümine.
“Bir anarşist efendim” diye yanıtladı.
“İyi, ölü bakirelerin yanına koyun, yarın akşam da onu yeriz”
“Peki efendim” dedi ve arkadaki müminlere bir el işareti yaptı. Anarşistin yanındaki müminler anarşistin kulağına birşeyler fısıldadı ve hep beraber odayı terk ettiler.

Adamın önünde taştan bir yatak vardı. Yatağın üzerinde çıplak bir genç kız yatıyordu. Kolları ve bacaklarını açmış, çarpı şeklinde yatağa bağlanmıştı. Kızın bilinci yerinde değildi, taştan bir yatakta çıplak bir şekilde yatmışken göbeğinin üzerinde duran bir hançer en korkusuz genç kızda bile bir his uyandırırdı nitekim. Hele daha önceleri izlediği filmlerde de aynı sahneyle karşılaşmışsa eğer. Kız güzel bir kızdı, eğer sokakta görmüş olsaydınız dönüp bir kez daha bakabilirdiniz rahatlıkla. Güzel kırmızı saçları vardı çilli göğsünü süsleyen. Durumunun getirdiği sakinlikle nefes alırken göğsü hafif bir şekilde yükselip alçalıyordu. Göğüsleri yeni yeni çıkmıştı, daha on beş on altı yaşlarında denebilirdi.

Adam yüzünü kıza çevirdi ve son bir kez gülümsedi. Diğer elini göğüs hizasına getirdi. Hançerle boş elinin iç yüzünü yavaşça kesti ve çıkan kanla kızın göğsüne ve göbeğine çeşitli şekiller çizmeye başladı. Çizmeyi bitirince hançeri cüppesinin eteğine sildi ve kemerine iliştirmiş olduğu kınına geri soktu. Cüppesinin iç cebinden bir kitap çıkardı ve açtı. Sayfaları hızlıca karıştırdı ve aradığı bölümü buldu. Yemek yapımıyla ilgiliydi. “Butları ince dilimler halinde doğradıktan sonra un, yumurta ve galeta ununa bandırın. Kısık ateşte yağ koyduğunuz bir tavada üç dakika boyunca kızartın.” Hayır bu olamazdı, yanlış açmış olmalıydı. Çevirmeye devam etti. Yeniden durdu. Bu sefer doğrusunu bulmuştu. Okumaya başladı. Birkaç değişik sözcük mırıldandı.

Ani bir haraketle iki elinin bir birine vurdu ve kzın göğsüne koydu. Ellerini koyduğu yerden mor ışıklar çıkmaya başladı. Adamın yüzü aydınlanmıştı ve gölgelerin yarattığı oyunlardan faha fazla manyağa benziyordu. Mor ışıklar giderek güçlendi ve adamı yuttu.

Adam bembayaz bir düzlüğe varmıştı. Ufku görülmüyor ve sonsuza kadar genişliyor gibiydi. Bir kaç saniye boyunca etrafına bakındı. Karşısında altından bir kapı belirdi. Kapı dediğim gibi altındandı ve Rodin’in “Cehennem’in Kapısı”na benziyordu. Kapı yavaşça açıldı ve içinde siyah dokunaçlar fırladı. Kapılar kapnmaya başladığında adamın çığlıkları duyulmuyordu bile.

Hiç yorum yok: