Çatlak basamaklarını tırmanırken fildişi apartmanın
Ve yüzleşirken gerçekleriyle obsidyan kız kardeşin
Delilik vardı dudaklarında, göğsünde, her yerinde
Ve gözlerindeki ateş,
Yakan zavallı kullarını öğle güneşi gibi.
Tek istediğin anlaşılmaktı,
Kardeşin, ben, o diğer adam, tüm dünya.
Ve yaktın bu yüzden tüm güzelliğini,
Tattın ölümsüz hayatın ölümlü zevklerini.
Ve sonuç hep aynıydı, anlaşılmaz yolun anlaşılmayan sakini
Yine de her şeye rağmen seni tanımak güzeldi
Ta ki sonsuzluk bizi tekrar çarpıştırana dek!
Not: Düzeltilip yeniden eklenmiştir.
13 Ağustos 2009 Perşembe
Sevdiceğim N'aber?
Sevdi çiçek ve yazdı bir şiir sevdiceğine,
Övdü aşkını, bülbülünü, nar tanesini, bal peteğini
Ve doğaya yakardı, sevdiceğim n’aber?
Üzülmüştü unutulmaktan, ve mutluydu tekrar hatırlanmaktan,
Mutluluklar ezerdi üzüntüleri, kalbi küçük bir çiçeğin olsa bile.
Kırmızıydı dudakları, yakut karası, kan kırmızısı
Soluk bir ten, ölümle sonsuzluk arası.
Yeşildi gözleri, birer zümrüdün yansıması,
Ve hepsinden öte taçlandırılmıştı tatlı bir gülümsemeyle
Sarhoş eden aşıkları, çıldırtan doyasıya,
Yakartırdı bahtsızları, sevdiceğim n’aber?
Küçüktü adımları, aynı onu seven çiçek gibi
Yakarırdı aşkını, daha çok bir böcek gibi
Yese bile taç yapraklarını...
Acıtırdı ısırıklar, ama değerdi;
Dikenleri olmasaydı eğer gülün,
Onu cidden kim severdi
Eline gelseydi herkesin.
Küçük çiçeğin aşkı da böyleydi,
Almıştı bir kere göze, sevmek için sevdiceğini
Yakarabilmek için son bir kez, sevdiceğim n’aber?
Övdü aşkını, bülbülünü, nar tanesini, bal peteğini
Ve doğaya yakardı, sevdiceğim n’aber?
Üzülmüştü unutulmaktan, ve mutluydu tekrar hatırlanmaktan,
Mutluluklar ezerdi üzüntüleri, kalbi küçük bir çiçeğin olsa bile.
Kırmızıydı dudakları, yakut karası, kan kırmızısı
Soluk bir ten, ölümle sonsuzluk arası.
Yeşildi gözleri, birer zümrüdün yansıması,
Ve hepsinden öte taçlandırılmıştı tatlı bir gülümsemeyle
Sarhoş eden aşıkları, çıldırtan doyasıya,
Yakartırdı bahtsızları, sevdiceğim n’aber?
Küçüktü adımları, aynı onu seven çiçek gibi
Yakarırdı aşkını, daha çok bir böcek gibi
Yese bile taç yapraklarını...
Acıtırdı ısırıklar, ama değerdi;
Dikenleri olmasaydı eğer gülün,
Onu cidden kim severdi
Eline gelseydi herkesin.
Küçük çiçeğin aşkı da böyleydi,
Almıştı bir kere göze, sevmek için sevdiceğini
Yakarabilmek için son bir kez, sevdiceğim n’aber?
Bir Dans Şarkısı
Seven bloody popes,
All filled with hopes.
In a tiny ball room,
Dancin’ with a broom.
Diye sözlerine başlamıştı yabancı,
Dans ediyordu sokağın ıslaklığında
Ve uzaklarda bir yerden yaklaşıyordu uyku,
Geç olmuştu, kararıyordu sular bataklığında.
Seke seke yoluna devam etti
Sallayarak şemsiyesini,
Ve piposundan kısa nefesler alarak
Devam ediyordu gecenin sislerinde şarkısına;
Brooms that witches rode,
With sparkles all abroad
Popes, with their new wigs
Toasted their chalices with all the pigs,
All gone to a farmland far far away.
Adımlar hızlanmış, tıkanmıştı nefesi,
Karanlıktı sokaklar, tam da ona göre.
Yaklaşan uykunun ve sihirli kumlarının
Sorunuydu gelecek karanlık.
Çıkardı cep saatini, dans bitmişti.
Ama karanlık, o her zaman geçerliydi...
Hupdy hoo, hepdy doo,
Gonna find m’love
Oh she loves me do
All filled with hopes.
In a tiny ball room,
Dancin’ with a broom.
Diye sözlerine başlamıştı yabancı,
Dans ediyordu sokağın ıslaklığında
Ve uzaklarda bir yerden yaklaşıyordu uyku,
Geç olmuştu, kararıyordu sular bataklığında.
Seke seke yoluna devam etti
Sallayarak şemsiyesini,
Ve piposundan kısa nefesler alarak
Devam ediyordu gecenin sislerinde şarkısına;
Brooms that witches rode,
With sparkles all abroad
Popes, with their new wigs
Toasted their chalices with all the pigs,
All gone to a farmland far far away.
Adımlar hızlanmış, tıkanmıştı nefesi,
Karanlıktı sokaklar, tam da ona göre.
Yaklaşan uykunun ve sihirli kumlarının
Sorunuydu gelecek karanlık.
Çıkardı cep saatini, dans bitmişti.
Ama karanlık, o her zaman geçerliydi...
Hupdy hoo, hepdy doo,
Gonna find m’love
Oh she loves me do
Nihoho!
Nihoho! diye gülerim,
Kötüyümdür ben,
Aldanmayın!
Sevimli gülümsememin
Ve zararsız bakışlarımın ardından
Bakar bir cani size
Küçük küre gözleriyle;
Ve geçirir içinden,
Nihoho!
Pardesümün altında kaybolur,
Yanınızda beliriveririm.
Havadan sudan konuşup,
Size kendimi sevdiririm.
Ama bilmezsiniz siz,
Aklımdan geçenin
Nihoho! olduğunu.
Gülümsemem değişir aniden,
Bakışlarım ciddileşir.
Anlayamazsınız Nihoho!nun
Benden geldiğini.
Büyü bozulur, çıkırırım hemen
Pardösümün içinden
Paslı bir bıçak
Ve zehir, gizli bir yerden.
Geçiririm içimden,
Nihoho!
Bazınız korkar kaçar ,
Bazısı pek de şanslı olmaz,
Nihoho!
Ama unutmamalı,
Ve aldanmamalı;
Hayatınızın pek şanssız bir kısmında
Yeniden orada olacağımı,
Nihoho!
Kötüyümdür ben,
Aldanmayın!
Sevimli gülümsememin
Ve zararsız bakışlarımın ardından
Bakar bir cani size
Küçük küre gözleriyle;
Ve geçirir içinden,
Nihoho!
Pardesümün altında kaybolur,
Yanınızda beliriveririm.
Havadan sudan konuşup,
Size kendimi sevdiririm.
Ama bilmezsiniz siz,
Aklımdan geçenin
Nihoho! olduğunu.
Gülümsemem değişir aniden,
Bakışlarım ciddileşir.
Anlayamazsınız Nihoho!nun
Benden geldiğini.
Büyü bozulur, çıkırırım hemen
Pardösümün içinden
Paslı bir bıçak
Ve zehir, gizli bir yerden.
Geçiririm içimden,
Nihoho!
Bazınız korkar kaçar ,
Bazısı pek de şanslı olmaz,
Nihoho!
Ama unutmamalı,
Ve aldanmamalı;
Hayatınızın pek şanssız bir kısmında
Yeniden orada olacağımı,
Nihoho!
11 Ağustos 2009 Salı
Bizler
“ ‘Kim o?’, ‘Biziz’. Evet biziz, biz! Kapınızı beklemediğiniz vakitlerde çalan, sizi yalnızken avlayan. Kimliğini belirtme zahmetine bile katlanmadan, soylu ev sahiplerinin aklını karıştıran. Sesimizin tınısıdır bizi ele veren, “Biziz”in ilk hecesindeki titreşim ve ikinci hecedeki vurgu, hep beraber bir şifredir bu; basitliğine aldanmamak gerekir, her “biz” biz değilizdir ve her biz deyişimizde o biz cidden biz değilizdir; aynı sesimizin tonundaki gizler gibi yanlış tonlarda gizlenmiş mesajlardır evin sahibine. Kapılar bir susam tanesine açıldığı gibi bir tatlı “biz”e de açılır gibi gözükür anlamayanın gözüne, alçak ama iyi bir gösteridir bu, bile bile yenilen poker oyuncusuna benzer evlerinde krallar, ya da avını ağına çeken bir örümceğe; ama bu ev sahibinin kimliğidir, “biz”in değil.
Evet Holmes, bir sorunu çözdük ama yanlış olanı, bizim ihtiyacımız olan cevapları yakından uzaktan ilgilendirmeyen bir sorun. Evet, tabii ki hattın diğer ucundaki insan bir dolandırıcı ama bunun diğer insanla ne ilgisi var? Evet ortak bir sır bu, ama bu aynı insanlar olduklarını göstermez. Çok güzel bir tespit Jorge, ve önceki açıklamaların için seni de kutlarım Jung! Ama delicene sözler bunlar, evlerinde gizelenen gölgelere iki yüzlü demek? İşte bu kabul edilemez! Tanrı korusun, kraliçe burada olsaydı kelleleriniz gitmişti dostlarım! Kesinlikle, kellelerimiz gitmiş olabilirdi ama bu önemsiz bir ayrıntı olurdu, çünkü herkesin kapıldığı ortak bir yanılsamadır bu, kelle nedir ki, sade bir ilüzyon, bir kandırmaca aynı imparatorlar ve ev sahipleri gibi! Jung dostum, haddini aşıyorsun! Asla aziz kardeşim, bakalım eski dostumuz Sigmund ne diyor? Galiba evinize sığınmaktan bahsettiniz dostum, dünyadan korkarak, tek başınıza orada kalmaktan... Malesef dostum, sizde Ödip Sendromu var ya da basitçe anne karnına dönme sendromu... Ama korkmayın, Sezar’ın yöntemleri gibi acısız bir şekilde kurtarabilirim sizi korkularınızdan.... Dostumuz konuyu yanlış anlamış değil mi Jung? Belki başkasını denemelisin? Sağ tarafımda Meryem var, kurtarıcımızın annesi... Böyle insanları görse, böyle bir dünyaya çocuk getirmezdi... Ah Holmes ne saçmalıyor bu deliler! Kurtar beni bu çılgınlıktan! Afyonumu ver bana, sadece afyonu! Al, ama dikkatli kullan, din de bir tür uyuşturucudur ama isminin yalanına kapılma, bugün konuştuğumuz herşey gibi o da bir yanılsama; rahatlatır insanları, gönüllerine su serper, gözlerini başka yöne iter, sarıp sarmalar onları, bir sevgili gibi sever, öper, koklar, sizi asla bırakmaz; ya da sadece siz öyle sanarsınız, işte ondan sonra acılı kısım gelir, telleriniz kopar, bir kukla değilsinizdir artık; ama iplerin bıraktığı yaralar, işte onlar mahfeder insanı, hiç bir yalan da sizi bir daha uyuşturamaz... Holmes sen de yapma bunu,sana cevabı vereyim bana ilacımı ver; “biz”ler ajanlarızdır, gecenin ajanları; kapıları çalar kontrol ederiz yaşantıları, ve insanlar hükümlüdür cevaplamaya, ama zorlanmamalıyızdır çünkü ne de olsa amacımız şiddetten doğan bir barıştır, amaç budur ve araç kırbaçtır, komplolar kurup, bizden olmayanların sırtında şaklayan! İşte budur “biz”, şimdi ver ilacımı, ve beni yalnız bırak... Jorge, şu zavallıyı dışarı çıkar buradaki işimiz hala bitmedi, öğrendik kimliğini, ya da en azından anladık biraz ama bu akıllarımızı daha fazla sorunla doldurdu. Mesela: “Biz”ler birer ajan ise o zaman telefon- “
Ve elektrikler sessizce terk etti odamı... Karanlık odamda bir tek pilli radyodan gelen Vivaldi’nin sonbaharı duyuluyordu, ve bir de cama vuran damlalar. Böyle tesadüfler insanı tanrıyı ( ve varsa kaderi) sorgulamaya itiyor insanı. Ama pek dine inanmadığım için böyle şeyler geçmezdi aklımdan. Elektrik kesintisi daha önemli bir olguydu. Elektrik kesintisi böyle yağmurlu bir gecede ilk olmuyordu, ama neden dışarıdaki fırtına değildi. Diğer binaların elektriği yerli yerindeydi. Faturlarımı da ödemiştim, ödenmeyen faturaların getirdiği tek şeyin sadece elektrik kesintisi olmaması korkusuyla... Elektrikler gitmişti, hem de bu hafta dördüncü kez. İlk sadece apartmanın içindeki elektrikler kesilmiş, üst katlardakilerin hayatını işkence haline getirmişti. Herneyse, bu ilk başta beni ilgilendirmemişti. Ertesi gün etrafta birkaç fare göründü ve farelerin takibi sonucunda kabloları kemirerek bu işi yapanların onlar olduğu anlaşıldı. Zehir ve tuzaklarla fareleri öldürdüğümüzü düşündük, ama Jung’un da tahmin ettiği gibi yanılmışız. Ertesi iki gün farelerden iz yoktu. Böyle bir tek bizim binada olan bir kesinti bana onları hatırlattı.
Karanlık ve klasik müzik güzel bir ikiliydi, ama ışığı hep karanlıktan çok sevmişimdir. Elimdeki kitabı kapadım ve yanımdaki sehbaya koydum dikkatlice. Dikkatlice ayağa kalktım ve gözlerimi kapadım. Zaten karanlık olan odada bunu yapmanın anlamı olmadığı düşünülebilir ama Holmes duyularımızın kuvvetlenmesi için bazılarını kapamamız gerektiğini söylerdi. İyiki evim küçüktü, böylece mutfağı kolayca buldum ve dolaptan birkaç mum aldım. En yakınımda olduğunu tahmin ettiğim az kullanılmış küllükleri elimle yokladım. Az bir uğraştan ve kibrit bulma çabasından sonra mumları yakmış ve küllüklere yerleştirmiştim. Salona geri döndüm ve odanın çeşitli yerlerine mumları yerleştirdim.
Karanlık odada mumların yarattığı figürler muhteşemdi, keşke yeniden küçük bir çocuk olabilsem ve onlardan korkabilsem tekrardan. Bir çocuk değildim artık ama korkularım yok oldu sanmayın, halaa korkardım dünyadan... En son bir sene önce denebilecek bir zamanda çıkmıştım evden, korkutucu bir deneyimdi.
Ah benim saklı mabedim, bir bilseniz, mum ışığında ne de güzeldi; korurdu beni korkulardan, ve onun içinde hiç bir şeye ihtiyacım olmazdı, sakinleştiriciler ve uyuşturucuların dünyasında hayat ne kadar da tatlıydı bir anlayabilseniz...
Evet Holmes, bir sorunu çözdük ama yanlış olanı, bizim ihtiyacımız olan cevapları yakından uzaktan ilgilendirmeyen bir sorun. Evet, tabii ki hattın diğer ucundaki insan bir dolandırıcı ama bunun diğer insanla ne ilgisi var? Evet ortak bir sır bu, ama bu aynı insanlar olduklarını göstermez. Çok güzel bir tespit Jorge, ve önceki açıklamaların için seni de kutlarım Jung! Ama delicene sözler bunlar, evlerinde gizelenen gölgelere iki yüzlü demek? İşte bu kabul edilemez! Tanrı korusun, kraliçe burada olsaydı kelleleriniz gitmişti dostlarım! Kesinlikle, kellelerimiz gitmiş olabilirdi ama bu önemsiz bir ayrıntı olurdu, çünkü herkesin kapıldığı ortak bir yanılsamadır bu, kelle nedir ki, sade bir ilüzyon, bir kandırmaca aynı imparatorlar ve ev sahipleri gibi! Jung dostum, haddini aşıyorsun! Asla aziz kardeşim, bakalım eski dostumuz Sigmund ne diyor? Galiba evinize sığınmaktan bahsettiniz dostum, dünyadan korkarak, tek başınıza orada kalmaktan... Malesef dostum, sizde Ödip Sendromu var ya da basitçe anne karnına dönme sendromu... Ama korkmayın, Sezar’ın yöntemleri gibi acısız bir şekilde kurtarabilirim sizi korkularınızdan.... Dostumuz konuyu yanlış anlamış değil mi Jung? Belki başkasını denemelisin? Sağ tarafımda Meryem var, kurtarıcımızın annesi... Böyle insanları görse, böyle bir dünyaya çocuk getirmezdi... Ah Holmes ne saçmalıyor bu deliler! Kurtar beni bu çılgınlıktan! Afyonumu ver bana, sadece afyonu! Al, ama dikkatli kullan, din de bir tür uyuşturucudur ama isminin yalanına kapılma, bugün konuştuğumuz herşey gibi o da bir yanılsama; rahatlatır insanları, gönüllerine su serper, gözlerini başka yöne iter, sarıp sarmalar onları, bir sevgili gibi sever, öper, koklar, sizi asla bırakmaz; ya da sadece siz öyle sanarsınız, işte ondan sonra acılı kısım gelir, telleriniz kopar, bir kukla değilsinizdir artık; ama iplerin bıraktığı yaralar, işte onlar mahfeder insanı, hiç bir yalan da sizi bir daha uyuşturamaz... Holmes sen de yapma bunu,sana cevabı vereyim bana ilacımı ver; “biz”ler ajanlarızdır, gecenin ajanları; kapıları çalar kontrol ederiz yaşantıları, ve insanlar hükümlüdür cevaplamaya, ama zorlanmamalıyızdır çünkü ne de olsa amacımız şiddetten doğan bir barıştır, amaç budur ve araç kırbaçtır, komplolar kurup, bizden olmayanların sırtında şaklayan! İşte budur “biz”, şimdi ver ilacımı, ve beni yalnız bırak... Jorge, şu zavallıyı dışarı çıkar buradaki işimiz hala bitmedi, öğrendik kimliğini, ya da en azından anladık biraz ama bu akıllarımızı daha fazla sorunla doldurdu. Mesela: “Biz”ler birer ajan ise o zaman telefon- “
Ve elektrikler sessizce terk etti odamı... Karanlık odamda bir tek pilli radyodan gelen Vivaldi’nin sonbaharı duyuluyordu, ve bir de cama vuran damlalar. Böyle tesadüfler insanı tanrıyı ( ve varsa kaderi) sorgulamaya itiyor insanı. Ama pek dine inanmadığım için böyle şeyler geçmezdi aklımdan. Elektrik kesintisi daha önemli bir olguydu. Elektrik kesintisi böyle yağmurlu bir gecede ilk olmuyordu, ama neden dışarıdaki fırtına değildi. Diğer binaların elektriği yerli yerindeydi. Faturlarımı da ödemiştim, ödenmeyen faturaların getirdiği tek şeyin sadece elektrik kesintisi olmaması korkusuyla... Elektrikler gitmişti, hem de bu hafta dördüncü kez. İlk sadece apartmanın içindeki elektrikler kesilmiş, üst katlardakilerin hayatını işkence haline getirmişti. Herneyse, bu ilk başta beni ilgilendirmemişti. Ertesi gün etrafta birkaç fare göründü ve farelerin takibi sonucunda kabloları kemirerek bu işi yapanların onlar olduğu anlaşıldı. Zehir ve tuzaklarla fareleri öldürdüğümüzü düşündük, ama Jung’un da tahmin ettiği gibi yanılmışız. Ertesi iki gün farelerden iz yoktu. Böyle bir tek bizim binada olan bir kesinti bana onları hatırlattı.
Karanlık ve klasik müzik güzel bir ikiliydi, ama ışığı hep karanlıktan çok sevmişimdir. Elimdeki kitabı kapadım ve yanımdaki sehbaya koydum dikkatlice. Dikkatlice ayağa kalktım ve gözlerimi kapadım. Zaten karanlık olan odada bunu yapmanın anlamı olmadığı düşünülebilir ama Holmes duyularımızın kuvvetlenmesi için bazılarını kapamamız gerektiğini söylerdi. İyiki evim küçüktü, böylece mutfağı kolayca buldum ve dolaptan birkaç mum aldım. En yakınımda olduğunu tahmin ettiğim az kullanılmış küllükleri elimle yokladım. Az bir uğraştan ve kibrit bulma çabasından sonra mumları yakmış ve küllüklere yerleştirmiştim. Salona geri döndüm ve odanın çeşitli yerlerine mumları yerleştirdim.
Karanlık odada mumların yarattığı figürler muhteşemdi, keşke yeniden küçük bir çocuk olabilsem ve onlardan korkabilsem tekrardan. Bir çocuk değildim artık ama korkularım yok oldu sanmayın, halaa korkardım dünyadan... En son bir sene önce denebilecek bir zamanda çıkmıştım evden, korkutucu bir deneyimdi.
Ah benim saklı mabedim, bir bilseniz, mum ışığında ne de güzeldi; korurdu beni korkulardan, ve onun içinde hiç bir şeye ihtiyacım olmazdı, sakinleştiriciler ve uyuşturucuların dünyasında hayat ne kadar da tatlıydı bir anlayabilseniz...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
