14 Mayıs 2010 Cuma

Nihil

Güneş karlı tepelerin üzerindeki yerini aldı ve yansıyan ışıklarıyla tatlı tatlı şehrin sokaklarını ısıtmaya başladı. Yeni başlayan günle birlikte kediler ıslak deliklerinden çıktılar ve yerlerini sefa düşkünü köpek kardeşlerine verdiler. Bütün gece boyunca çöp tenekelerini tekmeleyen köpekler ve rakunlar apartman damları ve ara sokaklar arasında yalpalayarak yerlerini aldılar. Sahneye düşen ışığın kararmasıyla birlikte bütün gece bekledikleri âşıklarının kolları arasında uyuklamaya başladılar. Şehrin soytarılarının uyuması ve şamatanın kesilmesiyle birlikte kediler çöp tenekelerinin tepesindeki tahtlarına geçtiler. En yaşlı kedi çatlak sesiyle buyurdu: Miyav!

Saatler sekiz olmamıştı ki şehrin tüm kedileri hep bir ağızdan eski halk hikâyeleri ve efsaneleri anlatmaya başladılar, Kedilerin arasındaki sanata daha yatkın olanlar tiz ve buruk sesleriyle türküler çığırıyorlardı. Efendilerini ya da sahiplerini ya da nefret ettikleri iki ayaklı avcı dostlarını uyandırma ayinleri her gün olduğu gibi gereğinden kısa sürdü ve yüzlerce kişi kâbuslarında düşmeye devam etti.
Şüphesiz ki o da düşenlerden biri olan Perver bu kış sabahını ateşler içinde kucakladı ve tiz bir ciyaklamayla günaydın dedi. Yanıyordu ve vücudu sırılsıklamdı. Bir kadın, siyah elbiseler ve siyah bir çehre içinde, kalemli gözleriyle onu bir uçurumdan şeytanın midesine ittiğinden beri düşmekteydi.

“Nihil; sevgilim, gecem, kâbusum, her şeyim. Yanıyorum bir aydır ateşinle. Önce kalbimi ve sonra kasıklarımı fetheden ruhun beni içten içe kavuruyor, her bir an daha da sen, yavaş yavaş ölüyorum aşkım. Sensizlik artık dayanılır gibi değil.
Gülümse sevgilim, savur saçlarını. Her akşam yıldızları izliyorum, belki seni görebilirim diye. Geçen gece gülümsüyordun, oradaydın, en tepede. Sırf beni izliyordun, kalbin bir tek bende.
Tekrar görüşeceğiz, eminim, neredesin bilmiyorum ama seni bulacağım ve bulduğumda tenin beni yaksa, tırnakların parçalasa da bir daha asla seni bırakmayacağım. Tekrar buluşana dek....

Sonsuza kadar senin,
Perver “

Bu mektubu yazmak için bir haftadır çıkmadığım yatağımı terk ettim ve postaneye kadar yorganıma sarılmış bir şekilde yürüdüm. Eve döndüğümde donuyordum. Ya da yanıyor. Artık emin değilim. Vücudum yavaş yavaş hissizleşiyor. Ateş yüzünden kriz geçiriyorum bazen. Her sabah ve her gece nefes nefese, sırılsıklam bir şekilde uyanıyorum. Son bir aydır uyumak ve yemek yemek dışında bir şey yaptığımı hatırlamıyorum. Galiba öldüm. Uyurken ve düşerken geçen zamanı kavrayamıyorum. Aklıma sen geldikçe yanıyorum aşkım ve bir an bile unutamıyorum.

2 yorum:

Marcellin dedi ki...

klişe: dedesinin torunu ;)

pelininsanalmoleskinei dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.